(Bir insan uzaklara bakarken konuşmaya başlayan şey her neyse, yalnız doğruları söylermiş.)
Alevsiz ve mızraksız çekemem artık bu gövdeyi.
Kim kızabilir? Uzam böyle yankılamış kendini bende,
hür ve ağır, tepeler tepelerin ardından çıkıp gelirken...
Hayır, başka türlü yönetemem bu gövdeyi,
koşullandırılmıştır tüm gecelerim!.. Gelgelelim,
a ise b ve b ise c’den başlayarak
tüm gecelerini kendine bağladığı bir gökyüzünü
hangi insan kayıtsız seyredebilir?
Bir kez şöyle denmişti ben uzaklara bakarken:
“Sen parmağını bile oynatmadan
kendi kendine doğup batabilecek olan güneşi arıyorsun.”
Öyle katı bir dengenin üzerinde filizlenir ki bir savaşçının gövdesi,
eğer arka planında bir kıvılcım ve çın çın öten bir kılıç da yoksa,
birden hayalet gibi gözlere görünmez olur derler.
Bu hikayeyi ilk kim uydurdu bilemem,
bilsem de fark etmez ya hani, kızamam sonuçta.
Kim kızabilir? Zira bir kez de şöyle denmişti ben uzaklara bakarken:
“Yalnız bir kez yüzünü açabilmen için ne bedeller ödenmesi gerek!”
Sanırım uzaklara öyle pek sık bakmamam gerekiyor.
Ben biliyorum,
a ise b ve b ise c’den başlayarak kurduğum bu ilim
sık sık göstermiştir bana her şeyin nasıl ilerleyeceğini:
önce tepede havai fişekler olmalı
ve şehirde bin yıldır dolanan haberler yadsınmalı
ve tüm ölülerin ruhları bağışlanmalı
ve herkes bunu kutlarken
bir kadın bir uçurumun dibinde sessizce ağlamalı.
Sonra uzun yoldan gelmiş bir yabancı
elinde İbranice yazılmış bir haritayla karşıma çıkmalı
ve üzerinde durduğum toprağı işaret etmeli
ve ateş ve kan göğsüme dolmalı
ve köşebaşında ak sakallı bir ihtiyar
bakışım uzaklara yönelirken
kulağıma şöyle fısıldamalı: “Tüm yaşam bir düştür.”
Ancak o zaman döneceğim aranıza
ve mızraksız ve kansız
yeni bir savaş bulmayı öğrenerek
her şeyi bırakıp
koşulsuz bir gece olacağım aranızda,
koşulsuz bir gece olacağım.
Comments